Esenlik Köprüsü Tamamlandı!
Gaziantep’te 6 ay boyunca yürüttüğümüz “Esenlik Köprüsü: Gençler İçin Afet Bilinci ve Toplum Katılımı” projesi, gençlerin afetlere karşı farkındalığını artırırken aynı zamanda onları aktif yurttaşlık ve gönüllülük ekseninde harekete geçiren öncü bir girişim olarak hayata geçti. Bizler için bu proje yalnızca bir eğitim ya da etkinlik dizisi değil; birlikte düşünmenin, hissetmenin, üretmenin ve paylaşmanın adım adım örüldüğü bir süreçti.
Projemizi sosyal medyada yayınladığımız bir çağrıyla duyurduk. Gelen başvurular arasında heyecanı ve motivasyonu hissedilen 25 gençle yola çıktık. İlk tanışmamızda gözlerinde merak, yüzlerinde umut vardı. Gaziantep Genç Ofis’te gerçekleştirdiğimiz oryantasyon etkinliğinde, sadece proje hedeflerini konuşmadık; kahkahalarla dolu oyunlar, sıcak sohbetler ve ilk kurulan dostluklarla bu sürecin samimiyet temelini attık.
Bazı günler doğanın kalbine yürüdük; Ehneş-Kamışlı rotasında manzaralara karıştık, yalnızca ayak izlerimizi bırakarak doğanın sessizliğine eşlik ettik. Başka bir gün Doğanpınar Göleti’nde kuşların cıvıltısına kulak verdik. Gözlem yaparken doğanın ne kadar dengeli, ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha fark ettik. Afetlerin yalnızca insan yaşamını değil, tüm ekosistemi nasıl etkilediğini konuştuk.
Sanatın dönüştürücü gücüne de yer açtık. Tarkovsky’nin Zerkalo (Ayna) filmiyle geçmişin, zamanın ve sembollerin izinde düşünsel bir yolculuğa çıktık. Film sonrası düzenlediğimiz okuma etkinliğinde, bir filmin yalnızca izlenmediğini; aslında yaşandığını, sorgulandığını, konuşulduğunu gördük. Bir başka akşam, tiyatronun büyüsüne kapıldık. Samuel Beckett’in “Godot’yu Beklerken” oyununda hem izleyici hem sahne ortağı olduk. Beklemek üzerine düşündük, belirsizliklerin içinde anlam aradık.
Bazen fiziksel olarak aktif olduk. Oryantiring etkinliğinde parkuru tamamlamak için mücadele ettik; yönümüzü sadece pusulayla değil, birlikte öğrenmenin heyecanıyla bulduk. Ardından Ramazan ayının o güzel birlik duygusunu yaşadık; hep birlikte kurulan iftar sofrası, paylaştıkça çoğalan bereketin en sade örneğiydi.
Bedenimizi dinlendirdiğimiz, zihnimizi arındırdığımız anlar da oldu. Dülük baba Ormanı’nda doğanın kalbinde yoga yaptık. Sadece nefes almayı değil, anı yaşamayı da yeniden hatırladık. Her nefeste biraz daha bağlandık bu köprüye; birbirimize ve doğaya.
Depremin bıraktığı izleri unutmadan, fidanlar diktik. Her bir fidan, hayatını kaybeden canlar için bir saygı, gelecek nesiller için bir umut taşıdı. O an toprağa dokunurken, sadece ağaç değil; hafıza ektik, bağlılık ektik.
